| Türk musikisinin aslî karakteri; ses sistemi, doğal sesleri, makam, melodi, usul ve form zenginliği ile şekillenir. Böyle bir yapıdan büyük ustalarımızca üretilen eserlerin taşıdığı derin anlamlar, yüce duygular ve anlatılarındaki incelik bu çok değerli eserleri kalıcı kılmıştır.
Mimarî, edebiyat, hat ve diğer güzel sanat alanlarında yetişmiş olan dahi sanatçılarımızın dünyayı hayran bırakan eserleri ile Türk musikisinin gelmiş geçmiş dehalarının yarattığı eserler aynı dönemlerin aynı kültürün ve aynı bilim ve sanat ortamlarının ürünleridir. Bütün bu fikir ve sanat ürünlerinin her bir çeşidinin genelde birbirinden farklı değerde olabileceği düşünülemez. Bu varlığımız atalarımızın bize paha biçilemez mirasıdır.
Gün gelmiş, bu mirasın önemli bir parçası olan musıkimiz, yarım asır boyunca (l926-1976) eğitimden, araştırmadan ve disiplinden yoksun yaşamıştır. Bu dönem zarfında etkisinde kaldığı olumsuzluklar, onu asıl cevheri görülemez, büyüklüğü ve değeri kolay anlaşılamaz hale getirmiştir.
Uzun zamandır çeşitli nedenlerle sarsıntılar geçiren Türk musikisinin sorunları burada sayamayacağımız kadar çoktur. Her şeyden önce Türk musikisi tarihinin kapsamlı bir biçimde araştırılmasına ihtiyaç vardır. Türk müzikolojisi sonu görülemeyecek kadar geniş bir alandır. Zorluklarla dolu olan bu alanda başarıya ulaşılabilmek ancak bu müzikoloji için gereken dil, tarih, edebiyat v.b. bilgilerle donanmış müzikologların çalışmaları ile mümkün olabilir. Müzikolojinin el atması gereken pek çok sorun mevcuttur.
Türk musikisinin icra ve icra'yı ilgilendiren sorunları halen çözülmüş değildir. Türk musikisinde “icrada birlik” kurulamamıştır. Türk musikisinde orkestra ve koro kavramları henüz bir sisteme bağlanamamıştır. Bütün bunlar müziğimizin taşıdığı değerlerin etkili ve anlaşılır biçimde dinleyiciye iletilmesini engelleyen sorunlardır. İcrada birlik kavramının içerdiği yay birliği, mızrap birliği, perde birliği (doğru sesin topluluktaki tüm üyelerce doğru basılması) ve duygu birliğinin sağlanabildiği icralara rastlamak zordur.
Türk musikisi notalarının pek çoğunda tempo, hemen tamamında ise nüans, vurgu ve ses çıkartma tarzına özgü işaretlerden hiçbirisi yoktur. En az dört asır süren meşk yöntemi ile öğretim ve aktarımda nota kullanılmaması, Nota yazısının Türk musikisinde tarih boyunca geçirdiği değişim, meşk öğretiminden nota ile öğretime geçişte meşkte önemle üzerinde durulduğunu bildiğimiz bestecinin isteklerini belli edecek ifade, üslup v.b. hususlarla ilgili işaretlerin notalara konulmamış olmasının sonucu olarak batı notasının kullanılmaya başladığı 1830'lu yıllardan bugüne kadar eksik ve kusurlu notalar kullanılagelmiştir. Müzikte ifadeyi oluşturacak unsurların kullanılmadığı icraların anlamsız, duygusuz, kuru ve tekdüze kalacağı açıktır.
Başarılı bir icra için bütün bu sorunların aşılması gerekmektedir. Müzik, sözle anlatılmayanı anlatma sanatı olduğuna göre eseri iyi sunabilmek eserde anlatılmak istenileni anlatabilmek için ifade unsurlarını önemle, özenle ve yerli yerinde kullanmak üzere notalara gereken işaretleri koymak ve uygulamak da gerekir.
Bu sorunların çözümü ile birlikte Türk musikisinde eserler özellikle klasiklerimiz yeni bir anlayışla ele alınmalıdır. Demek istediğimiz, seslendirilecek eserleri önce derinlemesine incelemek, yorumlamak, bestecinin eserinde anlatmak istediklerini anlamak ve bütün incelik ve güzellikleri ile de anlatmaktır. Bunu gerçekleştirebilmek ise müziği sunacak olanın bilgi, tecrübe ve özellikle de sezgilerine bağlıdır. Bu düşünce ve anlayışla ele alınarak yorumlanan ve icra problemleri aşılmış olarak gerçekleştirilen icralar ise ancak başarılı olabilir. Nota çalmaktan öteye geçmeyen anlatımdan yoksun kuru ve tek düze icralar ne yazık ki çoğunluktadır. Bunun faturası da Türk musikisine çıkarılmaktadır.
Türk musikisinde egemen olan icra anlayışına ve yaşanan icra sorunlarına rağmen işe gönül vermek ve özveri içinde çok çalışmak suretiyle icrada başarıya ulaşılabileceği inancımızı hiçbir zaman yitirmedik Bir icracı olarak yaklaşık elli yıldan beri tasarladığım böyle bir icrayı gerçekleştirebilmek için bugüne kadar bulunamamış ve yaratılamamış olan imkân 2005 yılı başlarında doğdu. Doğdu diyorum çünkü bu doğumu hazırlayan gelişmeler üç-dört yıl öncesinden başlamıştı. Bu imkân üzerine zaman kaybetmeden düşünce ve tasarılarımızı bir proje haline getirmek üzere çalışmalara başladık.
Musikimizde sözlü eserlere göre çok daha az yer tutan saz eserlerinin yorumlanmasına öncelik verdik. Bununla Türk musikisinde sözsüz müziğin anlatım gücünü ve zenginliğini ortaya koymak, geçmişten gelen bu değerleri iyi anlamak ve bugünkü kuşaklara anlatmak, bestecilerimizi günümüze uygun saz eserleri bestelemeye özendirmek ve musikimizin gelişmesinde büyük rolü olacağını düşündüğümüz saz müziğinin gelişmesine, büyük çapta ve nitelikli yeni eserlerin kazanılmasına önayak olmak istedik. Burada, programımıza aldığımız ve ilerde almayı düşündüğümüz saz eserleri ile ilgili bazı bilgilere yer vermek istiyoruz:
Peşrev ve saz semai klasik musikimizin geleneksel saz eseri formlarıdır.Yaklaşık bir, bir buçuk asır öncesinden buyana musikimize yeni saz eseri formları da girmiştir. Bunlardan sirto ve longa gibi yabancı kaynaklı olanlar sürekli olarak Türk musıkisi makamları ile bestelendiğinden Türk musikisi içinde değişim geçirerek musikimizin karakterini almıştır. Kadı Fuat Efendi ve Kemani Sebuh'un Hicazkâr Sirto'ları Santuri Ethem Efendi'nin en ünlü eseri olan Şehnaz Longa bunlardandır.
Musıkimizin önemli formlarından biri olan peşrevin tarihi çok eskilere dayanır. Farsçada peşrev, “önden giden” demektir. Özellikle fasıllarda ve çoğunlukla her türlü icrada müzik bu formla başlar. Ancak şu hususu önemle belirtmek gerekir ki peşrev; sadece bir önden giden, basit bir uvertür, bir açılış müziği ya da kulağı makama alıştırmak için kullanılan bir parça değildir. Peşreve bu gözle bakmak bugüne kadar bu formda yapılmış eserlere, bestecilerine ve musikimize karşı büyük haksızlık olur. Peşrev, saz eserleri formlarının en büyüğüdür. Hangi makamdan bestelenmiş olursa olsun hem o makamın özelliklerini hem de her türlü geçkiyi yerinde veya göçürülmüş olarak büyük bir ustalıkla bünyesine almıştır. Gerek büyük usullerle (% 85'i) gerekse küçük usullerle (%15'i) bestelenmiş olan bütün peşrevlerde usul ve melodinin uyum halinde olması estetik bir zorunluluktur. Günümüze kadar gelmiş, ustalık ürünü eserlerde usul ve melodi ikilisi eksiksiz, kusursuz, tatlı bir uyum içindedir.
Peşrev, 18. yüzyılın musikisinde önemli bir yere sahiptir O dönemde büyük formlarda sözlü eserlerin (kâr, beste, ağır semai, yürük semai) yer aldığı ve peşrev ile başlayıp saz semai ile biten “klasik fasıl”lar kadar sadece taksim ve saz eserlerinin yer aldığı “sazende fasılları”nın da yapıldığı bilinmektedir. Taksimle başlayan bu fasıl bir peşrev ve ardından aynı makamda bir saz semai çalınarak sona eriyordu.
Büyük Türk musikisi bestekârı ve Türk musikisi bilgini olan Dimitri Kantemiroğlu (1673-1727) “Kitâb-ı İlmi'l –Musiki Alâ Vech'l-Hurûfât” isimli kısaca Kantemiroğlu Edvarı diye anılan eserinin ikinci kısmında kendi buluşu olan “Ebced” notası ile yazmış olduğu 16. ve 17. yüzyıllarda bestelenmiş 349 parça Türk musikisi eserlerinden büyük çoğunluğunun peşrev (309 peşrev, 39 saz semai ve 1 beste) olması, o dönemde saz eserlerine ve özellikle de peşreve verilen önemi göstermektedir.
Türk'lerin musikisini büyük bir titizlikle ve etraflıca inceleyen Avrupalı gözlemci Charles Fonton 1751 tarihinde yazdığı “Avrupa Musikisiyle Karşılaştırmalı Olarak Doğu Musikisi Üstüne Deneme” adlı incelemesindeki şu cümlelerden o dönemde peşrev besteleyecek olanın ne denli güçlü bir belleğe ve yaratıcılığa sahip olması gerektiğini anlıyoruz:
“ Bir peşrev bestelemek için, o ana dek bestelenmiş peşrevlerin tümünü bilmek gerekiyor.
Eğer yeni bestelenen peşrev öncekilerden birine benzerse, derhal intihal damgası vurulur.
Şarklılara affedilmez bir suç olarak görülen intihale, aslında Şark'ta her yerde daha az
rastlanır. (…) Yeni bir peşrev bestelemek isteyen, melodi, ahenk ve geçkilerinin ne o
usulde, ne de başka usullerde bestelenmiş peşrevlerin hiçbirine benzemeyen bir eser
meydana getirmek zorundadır.”
Peşrevler insanı ve hayatı anlatan ve insana özgü bin bir çeşit duyguyu dile getiren eserlerdir. Derin anlamlar ve yüce duygular taşıyan bu eserler anlatılarını konusuna göre kâh muhteşem, debdebeli ve vakarlı, kâh ağır ve dindar, yerine göre ateşli, coşkulu ve heyecanlı bazen tatlı ve latif genelde ise ince, zarif, ve kibar bir eda sürdürürler. Bilgece anlatırlar. Bu özellikleri ile Türk musikisinin güçlü ve zengin anlatımını da yansıtmış olurlar.
Saz semaileri saz eseri formunun ikinci önemli türüdür. Hayli eski bir formdur. Klasik faslın son eseridir. Canlı musiki parçalarıdır. Semailerde birkaç istisna dışında hep aynı usul (aksak semai) kullanılmıştır. Son haneleri farklı usullerle yapılmıştır. Bu haneleri genellikle daha hareketlidir. Saz semaileri de peşrevler gibi istenilen her makamdan bestelenir. Adını aldığı makamın özelliğini taşıyan bu eserlerde çeşitli makamlara ustalıklı geçkiler de yapılmıştır.
Saz semaileri de peşrevlere eş duygulara ve anlatıya sahip eserlerdir. Ancak usul, hareket, içerdiği duygulardaki özellik ve müzik düşüncelerindeki canlılık bu eserlere farklı renk ve karakter kazandırmıştır. Klasik Türk musikisi bestekârlarının besteledikleri saz semailerinin her hanesinde ayrı bir güzellik yaratmış olduklarını bize bıraktıkları seçkin eserlerinde görüyoruz. Bu gibi eserlerin anlatıları “az ve öz” deyimine uygun olarak çoğunlukla kısa fakat özlüdür.
Yukarda tanıtmaya çalıştığımız saz eserlerinden 48 adedini seslendirmek üzere ayırdık. Eser seçiminde Türk musikisinin en parlak devrinin yaşandığı 18. ve 19. yüzyıl bestecilerinin eserlerine ağırlık verildi.
Bir yandan bu eserleri yorumlamak üzere incelemeye alırken diğer yandan bir orkestra kurulması ve seslendirilecek eserlerin notalarının hazırlanması çalışmaları devam etti.
Bu inceleme ve yorumlamadan amaç; eserleri dinleyiciye sunarken eserin anlatım zenginliklerini, bütün incelik ve güzelliklerini gösterip tanıtmak, eserin ruhuna inerek onu dile getirmek, esere hayat verebilmek ve müziği bütün derinlikleri ile sergileyerek anlaşılır kılacak biçimde anlatabilmekti. .
Bunun için her bir eseri teknik ve müzikal analizden geçirmek, psikolojik yönden derinlemesine incelemek, bestecinin ne demek istediğini anlamak ve ruh halini kavramaya çalışmak müziğin imlasını ve müzik cümlelerini dikkatle ele alarak nokta, virgül, noktalı virgül, soru ve ünlem işaretlerini yerli yerine koymak, anlam sorunlarını çözmek için; bestecinin eserinde anlattıklarının içindeki anlamları belirsizlikten kurtarmak, aydınlığa çıkarmak, çıkarılan çeşitli anlamlar arasından seçme yaparak notaların ardındaki anlamı gerçek yüzüyle ortaya koymak, eseri doğrulukla yorumlamak istendiğinde verilmesi gereken bir uğraştı.
Eserleri bu anlayış içinde ele aldık. Masa başında yaptığımız yorum çalışmaları mevcut deneyimlerimize rağmen yıl boyu devam etti. Türk müziği notalarında böyle bir inceleme ve yoruma ışık tutacak ve bestecinin anlatmak istediklerini belli edecek hareket, nüans ve vurgu işaretlerinin hemen hiç biri bulunmuyordu. Bu nedenle çalışmalarımız daha fazla özen ve araştırma gerektiriyordu.
Bu çalışmalar yapılırken bir taraftan da konservatuar hocaları, mezunları ve öğrencilerinden oluşan bir orkestra kuruldu. Orkestra oluşturulurken sazların ses bölgelerini tamamlayacak biçimde seçilmesinin önemi göz önüne alınarak keman ailesinin dört üyesi de kadroya alındı ve diğer sazlar da bu esasa göre seçildi. Ayrıca orkestradaki sayılarından da anlaşılacağı üzere yaylı sazlara ağırlık verildi. Keman -(3), Klasik kemençe-(2), Viyola-(2), Viyolonsel-(1), Kontrbas-(1) Ney-(1), Tanbur-(1), Ud-(1), Kanun-(1) ve Bendir-(1) olmak üzere orkestramızın 14 üyesi bulunmaktadır.
Notaları hazırlarken Türk müziğinde aynı eserin birbirinden farklı birkaç versiyonunun bulunması, “doğru” versiyonu kesin kılacak objektif kıstasların bulunmaması nedeniyle her bir eserin bulabildiğimiz çeşitli versiyonlarından en uygun görülenini seçerek kullanıma aldık. İcra edilecek versiyonu seçme işini her bir eserin yapıldığı dönemi, bestecisinin sanatçı kişiliğini, eserin karakter, renk ve üslubunu göz önüne alarak titizlikle sürdürdük. Eserlerin seçilen versiyonlarını seslendirilmeye hazır hale getirdik.
Yaklaşık üç ay süren bu hazırlık çalışmalarından sonra 2005 Nisan ayı başında eserleri ilk olarak ele aldık. Seslendirilecek 50 adet saz eserinin notaları çalışmanın başlamasından on gün önce orkestra üyelerine verildi. Ayın başından itibaren bu eserlerden haftada on adedi haftanın bir günü toplanılarak seslendirildi. Bu sadece eserlerin tanınması ve toplu çalıştaki uyumun orkestra üyelerince de görülebilmesi için yapılan bir çalışma idi.
Sıra eserlerin kayda alınmasına gelmişti. Eserlerin her birini masa başında inceleyerek, yorumlayarak bestecinin eserinde anlattıklarından çıkarmaya çalıştığımız gerçek anlamları anlaşılır bir biçimde dinleyiciye anlatabilecek bir seslendirmeyi gerçekleştirmek amacı ile yola çıkmıştık. Bu amaca ulaşabilirsek alınan kayıtların bizce bir değeri ve anlamı olacaktı. Anlamsız
duygusuz kuru bir icra ile eserleri dinleyiciye ulaştırmak istemiyorduk . Bu düşünceyi orkestra üyelerimizle de paylaştık ve kayıt çalışmalarına başladık.
Ancak, istenilen sonucu alabilmek için daha önce sözünü ettiğimiz icra problemlerinin elden geldiğince çözülmesi gerekiyordu.
Mızraplı sazlarda birliği daha işin başlarında bazı esaslara uyarak sağlayabilmiştik. Mızrap birliği ile ilgili sair hususları yeri geldikçe çözümlemek zor olmuyordu.
Yaylı sazlarda birliğin sağlanması büyük önem taşıyordu. Eksiksiz bir beraberlik sağlanmadıkça istenilen yoruma ulaşabilmek mümkün görülmüyordu. Bu nedenle yay birliğini sağlamak üzere ilk iş olarak notalar yeniden ele alındı. Her bir eserin notasına; yay çekme işaretleri ile birlikte nüans, vurgu ve ses çıkarma tarzına özgü sair işaretler konuldu. İşaretlenen notalar yeniden yazıldı. Bu işaretlere uyularak yapılan icralarda beraberlikten doğan verim ve bizi hedefe hayli yaklaştıran fark hemen kendini göstermişti.
Topluluktaki herkesin doğru sesi aynı doğrulukta çıkarması anlamını taşıyan “perde ( bugün en çok “ses” anlamında kullanılır ) birliği”ni sağlayıcı tedbirler ve buna özgü çalışmalarla sorunun çözümüne gidildi.
Duygu birliğine şefin eserden anladıklarını ve hissettiklerini orkestra üyelerine aktarabildiği ve orkestra üyelerince de paylaşılabildiği ölçüde ulaşılabileceği açıktır. Bu anlayış içinde yeni bir bakış açısı ile seslendirmeye çalıştığımız eserlerin taşıdığı anlam ve duyguların belirginleşmesinin yarattığı sanatsal coşku ve heyecanın tüm üyelerimizi sarması çalışmalarımızı duygu birliği içinde yürütmemize olanak sağlıyordu
İstenilen yorumu ve anlatımı gerçekleştirebilmek için sürdürülen çalışmalar elbette yorucu idi. Ancak çalışmalar her geçen gün kaydedilen gelişmenin yarattığı istek ve hevesle devam ediyordu. Topluca elde edilen her bir başarının zevki, heyecanı ve mutluluğu yine topluca yaşanıyordu. Karşılıklı sevgi, saygı, hoşgörü ortamında müziğe sadakatle, gereken önemi vererek disiplin ve ciddiyet içinde bir yıla yakın bir zaman sürdürülen çalışmalar 48 adet saz eserinin kayda alınması ile sona erdi.
Eserlerin kayda alınmasından sonra altı adet CD içeren albümün çıkarılması için gereken stüdyo çalışmaları sekiz ay gibi bir zamanda tamamlandı.
Çoğu kanaatlerin aksine musikimizin sahip olduğu anlatım gücünü ve zenginliğini göstermek, seslendirmelerde eserlerin yeni bir anlayışla ele alınması ve problemlerinden arınmış bir icra ve iyi bir yorumla sunulmasının önemini vurgulamak, bu suretle dünü anlayarak bugünün ve yarının yaşayan müziğinin öze ve köke bağlı olarak yaratılmasının yolunu açmak, saz musikimizin çoğalmasını, gelişmesini, bugüne hitap edecek modern anlatıma sahip büyük çapta saz eserlerinin musikimize kazandırılması düşüncesini kuvvetlendirmek amacıyla çalıştık. Bir ölçüde başarılı olabildiysek kendimizi borçlu hissettiğimiz musıkimize hizmet verebilmiş olmanın mutluluğunu yaşayacağız.
Musikimizi bugünkü görünümüne bakarak değerlendirmek gerçekçi bir yaklaşım olmayacaktır. Musikimizin bugünkü durumu uzun bir süre resmi eğitim ve öğretimden yoksun kalmış, ihmale uğramış ve çeşitli sarsıntılar geçirmiş olmasının sonucudur. Oysa Türk musikisi büyük bir musıkidir ve tarihi incelendiğinde de görüleceği üzere gelişmeye de son derece açıktır.
Geniş kapsamlı tarihi araştırma ve müzikoloji faaliyeti ile birlikte icra ve icra ile ilgili konularda yapılacak çalışmalardan çıkacak sonuçlar başta bestecilik olmak üzere müziğimizin tüm dallarını ilerleme ve gelişme yönünde harekete geçirecektir
Yapılması gereken iş; musikimizi, geçmişten gelen değerli eserleri ve bestecilerini tüm boyutlarıyla kavramaktır. Bunun için söz konusu eserleri sadece teknik yönden değil psikolojik yönden de dikkatle ve derinlemesine incelemek, müzikal analizden geçirerek onları gereği gibi tanımak, anlamak, algılamak sırlarını çözmeye çalışmak anlatım gücünü, anlatımdaki derinlik ve zenginliğini ortaya koymak olacaktır.
Kültürün korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması görevinin de gereği olan bu çalışmalar ve alınacak sonuçlar bugünün yaşayan Türk musıkisinin nitelikli bir biçimde öze, kaynağa ve sisteme dayalı olarak yaratılmasının yolunu açacaktır.
Sorumluluğumuz büyük, işimiz çoktur.
Nevzat SUMER, 5 Mayıs 2006
KAYNAKLAR:
Öztuna, Yılmaz 1969 Türk Musikisi Ansiklopedisi , M.E.B. Devlet Kitapları
Millî Eğitim Basımevi – İstanbul
Bardakçı, Murat 1995 Refik Bey… Refik Fersan ve Hatıraları, Pan Yayıncılık Barbaros Bulvarı 74/4 Beşiktaş-İSTANBUL
Ortaylı, İlber 2003 Osmanlı tarihçisi Dimitri Cantimir, Makale,
19.10.2003 tarihli Milliyet Gazetesi-Pazar ilâvesi.
Kalyon, İbrahim 1982 Refik Fersan, Hilâl Cilt ve Matbaacılık- İSTANBUL
Aksoy, Bülent 2003 Avrupalı Gezginlerin Gözüyle Osmanlılarda Musıki,
Pan Yayıncılık, Barbaros Bulvarı 74/4 Beşiktaş-İSTANBUL
Cemil, Mesut 1947 Tanburî Cemil'in Hayatı, Sakarya Basımevi-ANKARA
Rougnon, Paul 1928 Mufassal Musiki Nazariyatı, Çeviren: Ahmet Muhtar
Maarif Vekaleti Talim ve Terbiye Dairesi Yayını 18.6.1928
Say, Fazıl 2000 Uçak Notları, Müzik Ansiklopedisi Yayınları, G.O. Paşa ANK ARA.
|